İçeriğe geç

Kumların Kadını

1962’de yayımlanan Kumların Kadını, Kobe Abe’ye Japonya’nın en saygın ödüllerinden Yomiuru Ödülü’nü kazandırdı. Yönetmen Hiroshi Teshigahara tarafından sinemaya uyarlanan romanla aynı adı taşıyan film de,  1964’de Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü.

Kumların Tutsaklığı

Kumların Kadını’nda böcek toplamak için yola çıkan ve sonrasında kendisinden hiç haber alınamayan, kayboluşunun üzerinden yedi yıl geçen bir adamın, Cumpei Niki’nin hikayesini okuyoruz.

Kumlara gömülü bir köy, tutsak edilen bir adam ve onun kaçış hikayesi… Aslında Koba Abe bize sadece bir tutsaklık hikâyesi anlatmıyor Kumların Kadını’nda. Dünya düzenini eleştiriyor, insanın varoluşunu sorguluyor ve tanrılar tarafından cezalandırılan Sisifos’a selam gönderiyor.

Ruhu sıkıştıran, Cumpei Niki’nin kâbusuna ortak eden bir anlatımla, Kafkaesk çağrışımlarla yüklü, Japon edebiyatından dilimize geç kazandırılmış olsa da açığı kapatacak denli etkin bir eserle karşı karşıyayız.

Sisifos ve Varoluşculuk

Böcek bilimci olan Cumpei Niki’nin böcek toplamak için gittiği kumsalda yolunu kaybetmesiyle başlıyor hikaye. Böceklerin ve kumların dilinden çok iyi anladığını sanan kahramanımız son otobüsü kaçırınca yolda rastladığı köylüler onu geceyi geçirmesi için dul bir kadının evine götürürler. Burası kumlara gömülü, merdivenle inilen bir evdir. Ertesi gün gitmek istediğinde merdiven yoktur ve çıkış yerine kumdan bir duvar vardır. Tutsaklığı o anda başlar. Hayatının sonuna kadar kadına, kumları kazma konusunda yardımcı olacaktır. Kumdan tutsaklığına ulaştığında yepyeni bir varoluş öyküsünde bulsa da kendini, tutsaklığı, mantığıyla örtüşmeyecek denli saçmadır. Tuhaf bir iklimde, çok iyi bildiğini sandığı kum koşulları arasında nasıl bir hapsoluşa mahkûm edildiğini anlayamaz.

Kadın hayatını, köyü kumlara gömülme tehlikesinden korumak için, kumları temizlemeğe adamıştır. Sisifos’un bitmek tükenmek bilmeyen görevini ifa eder adeta. Kadının hiçbir soru sormadan yazgısını kabullenişini, Kaf Dağına merdiven kurmak için taş taşımaya benzeten adam, kendi hayatının anlamsızlığını da idrak etmeye başlar. Bu yönüyle varoluşçuluğun romanın bütününe hakimiyetinden söz edilebilir.

Yalnızlık hayal peşinde koşup da doyurulmamış susuzluktur

Kaçışı olanaksız kılan bir hücreye dönüşen kum, aslında bireyin kendi yalnızlığında ne kadar çaresiz ve savunmasız kaldığının da simgesi haline gelir. “Yalnızlık hayal peşinde koşup da doyurulmamış susuzluktur” ifadesiyle romandaki o geniş hayal imgesinde, bir anlamda hayal işçiliği yapan bir kadının acizliğine ve ona bütün varlığıyla dahil olan bir adamın iç burkan karanlığına ortak oluruz.

Tarih:RomanSinema

2 Yorum

  1. Fevziye Çatal Fevziye Çatal

    Neşe’ciğim tebrik ederim. Yazın çok güzel. Başarılar🤗😘

    • Neşe Özdemir Neşe Özdemir

      Çok teşekkürler…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir